Orhan Pamuk Hakkında
Kültürel / Cultural, PoliKritik / PoliCritic December 27th, 2006Ne zamandır Orhan Pamuk ve Nobel Ödülü hakkında düşüncelerimi sizlerle paylaşma ihtiyacı içerisindeyim. Artık ihtiyaç haline geldi çünkü bu konu hakkında değişik ortamlarda birçok düşünce beyan ediliyor ve başından beri benim de söyleyeceklerim var…
Bir taraftan Avrupa ve Batı’nın amaçlarına hizmet eden ve adeta yüzümüze tokat gibi vurulan “SÖZDE Ermeni Soykırımı,” diğer taraftan bu konu hakkında, adeta ülkesini arkadan bıçaklayan, Orhan Pamuk’umuza yazdığı “edebi” eser için Nobel Ödülü verilmesi… Medya aracılığı ile bizlere hitap yetisine sahip kimi kişiler olayı coşku ile karşılarken, kimileri de ayıpladı, kınadı.
Ben, açıkcası, kınayanlardanım. Batının yaptıkları bizim iktidar sahibi politikacılarımızın “ılımlı” yaklaşımına benziyor. Yapıyorlar ama ılımlı… Fransa yaptı, İsveç ılıttı…
Düşüncelerim hala çelişkiler içerisinde iken sizlerle, bir e-ileti ile dikkatime sunulan, aşağıdaki enteresan bir köşe yazısını paylaşmak isterim.
ORHAN PAMUK’A GERÇEKTEN ACIDIM (RIZA ZELYUT)
07 Aralık 2006, Kaynak: GüneşHep; boynunu uzatmış biçimde objektife gülümsüyor…
Sevimli görünme ihtiyacı mı duyuyor acaba?
Çünkü; gazetelerde hep o yüz…
Nihayet, gerçek hayatın içinde bir fotoğrafını görebiliyorum. Atatürk Havalimanı’nda; bavullarının yanında, tek başına…
Protesto eden bile yok.
Bu yalnız adam; Orhan Pamuk’tur.
Dile kolay; Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış. Başka bir ülkede olsa millet bayram ederdi. Bu ödülü; son zamanlarda Kürt olduğunu keşfeden Yaşar Kemal almış olsaydı; Türkler onu havaalanında omuzlarına alırlardı.
Ama, İstanbul efendisi, hakiki Türk Orhan Pamuk’u Türk halkı veto etmiş… Vetonun da ötesinde aforoz etmiş…
O, İsveç’e gitsin; ABD’ye uçsun; fakat milletin içine giremesin…
ÖLÜM BUDUR
Bir yazar, yazdığı dilin sahibi halk tarafından böyle nefretle dışlanmışsa, o yazar aslında yaşayan ölü haline gelmiştir. Düşünebiliyor musunuz? Nobel alan Orhan Pamuk, halkının arasına aylar sonra gelebiliyor.
Milletin içine çıkamayan bir yazar ne yazar peki?
Ancak bilimkurgu… Bu yüzden de Orhan’ın sosyal içerikli gözüken romanları bile bilimkurgudur. Hayata değil, yazarın içedönük tasarımlarına dayanan roman olsa olsa bilimkurgu olur. (Bilimkurgunun ne olduğunu; Yıldız Savaşları filmine veya robotlar dünyasını anlatan filmlere bakarak anlayabilirsiniz.)
Orhan’ı hayat tutmuş, dışarı püskürtmüş. Bu yüzden o New York’ta kalıyor.
26 Kasım tarihli Milliyet Gazetesi’ndeki röportajdan anlııyoruz ki bu kentteki Columbia Üniversitesi Bay Pamuk’a güzel bir ev vermiş. Bu dairenin Manhattan manzaralı olması, üniversitenin diğer profesörlerini bile kıskandırıyormuş. Bizim Pamuk; Nobel haberini o dairede almış.
Gel gör ki onun mutsuzluğu belli oluyor. Konuşmasında; ‘Yazar olmak demek; önce, yazdığınız dilde, yaşadığınız ülkede sevilmeniz demek. Sevilmezseniz, siz yoksunuz yani.’ demesi bunu gösteriyor.
Orhan Pamuk’u unutturmamaya uğraşan Milliyet Gazetesi de onunla ilgili haberler, yorumlar, hatta kamuoyu yoklamaları bile yaptırıyor. Bu araştırmadan çıkardığımız sonuç şudur: Halkın yüzde 70′inden fazlası Orhan Pamuk’a karşıdır… Bu yüzde yetmiş bile Pamuk’çu bir rakamdır…
Bunun anlamı, Orhan Pamuk’un cümlesi ile şudur: Orhan Pamuk, bugün Türkiye’de yoktur…
Siz, böyle bir yazara acımaz da ne yaparsınız?
BARIŞMA YOLU
Orhan Pamuk’un davranışlarına bakınca, onda tatmini zor bir ruh yapısının olduğunu görüyoruz. Bazı kompleksler; onu yanlış yönlere itekliyor. Dünyanın saydığı, tanıdığı bir insan haline gelme dürtüsü; Orhan’ı yaşadığı toprakların insanı olmaktan uzaklaştırıyor. O; bu özlemini, AB’nin kimi tepe adamlarına; ‘Ne yapsam acaba Avrupa’ya sürgüne mi gitsem?’ gibi çok garip cümlelerle yansıtmıştı. Milletinden değil de AB’den aferin almak yönündeki bu tavır; onu çürütüyor; yazdıklarını hantal, ruhsuz, toplumdışı kılıyor.
Halbuki Orhan; yaşadığı topraklarla; bu toprakları kültür harmanı yapan milletiyle barışabilseydi; çok daha başarılı romanlar yazabilirdi.
Ona bir önerim şudur: Suçladığı Türk milletini tanımak için Türk tarihçilerini bıraksın, Rus tarihçilerini okusun. Kendisine Selenge Yayınları’ndan çıkan dünya tarihinin üstadı sayılan L. N: Gumilev’in; Hunlar, Eski Türkler; Hazar Çevresinde Bin Yıl ve diğer eserleri ile Artamonov’un Hazar Tarihi’ni öncelikle okumasını öneriyorum.
İşte o zaman içinden çıktığı milletin ne büyük bir millet olduğunu hem de Rusların kaleminden öğrenecek; iç barışını kuracak; kalemi iteklemeyle değil coşkuyla yol alacaktır.
Orhan’ın önünde daha çok yol var. Bıraksın şu Nobel oyuncağını, bıraksın Manhattan’ı da da bize daha okunacak romanlar yazsın. Atalarına hakaret etmiş olmasına karşın; iyi roman yazarsa onu saygıyla selamlamaya hazır olduğumu da bilsin.
3 Yorum / Responses to “Orhan Pamuk Hakkında”
Yorum / Comment
You must be logged in to post a comment.
January 5th, 2007 at 00:36
Yukarıdaki yoruma katılmamak elde değil.
January 6th, 2007 at 01:36
Ustadim olaya gerekli yorumu, Sayin Zelyut kose yazisi ile cok guzel bir sekilde yapmis. Valla burda paylasip benim de okuyup, paylasmami sagladigin icin tesekkur ederim…
December 29th, 2007 at 19:25
orhan pamuk ülkesini ve ruhunu batıya satmış bir haindir.sıradan yazılar yazıp nobele aday olsaydı tabiki alamazdı o ödülü.amacı ve misyonu belli olan bu kişiyi bu kadar pohpohlamanın manası nedir.ermenilerin avukatı kesildiğine göre bu ülkede değil ermenistanda yaşamalı.hem ihanet edecek hem de bu ülkede yaşayacak,bu kadarı fazla.o ve onun gibi hainler bu ülkeyi gözlerini kırpmadan satarlar.